Yargıtay 3. HD · E. 2024/1920, K. 2025/2596
Konu: Malpraktis — Özen Yükümlülüğü · Karar Tarihi: 05.05.2025
← Tazminat Hukuku emsal kararlarına dön
Bu karara atıf yapılan sayfa: Tazminat Hukuku
Karardan çıkan ilke: Hekim en hafif kusurundan dahi sorumludur; meslek alanına giren kusurlar hastaneyi de birlikte sorumlu kılar.
Kararın Tam Metni
Daire: 3. Hukuk Dairesi
Esas No: 2024/1920
Karar No: 2025/2596
Karar Tarihi: 05.05.2025
3. Hukuk Dairesi 2024/1920 E., 2025/2596 K.
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2023/2703 E., 2024/541 K.
İLK DERE3E MAHKEMESİ: Gebze Tüketici Mahkemesi
SAYISI: 2018/485 E., 2023/507 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve
diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; müvekkili ...'un %45 oranında özürlü, işsiz, fakir ve yardıma muhtaç olduğunu, davalı
doktor ...'in müvekkili ...'un 3. doğumu esnasında 4. hamileliğin riskli olacağını belirterek 11.05.2012
tarihinde müvekkili ...'un tüplerini bağladığını ancak müvekkili ...'in 21.12.2015 tarihinde hamile kaldığını
öğrendiğini, davalı doktor ve hastane tarafından edimlerin gereği gibi yerine getirilmediğini belirterek
fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla çocuğun doğum ve hastane masrafları, iaşe ve eğitim
giderleri, müvekkili anne ...'un bakım giderleri ve diğer zararlar için 10.000,00 TL maddi tazminatı ile
her bir davacı için 50.000,00TL manevi tazminatın 21.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek
banka mevduat faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep
etmiş, 01.05.2023 tarihli bedel artırım dilekçesiyle maddi tazminat talebini artırarak 538.022,00 TL
maddi tazminatın 21.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte
davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. 3EVAP
Davalılar vekili; davacı tarafa tüm bilgilendirmelerin yapıldığını, doğum sırasında ve doğumdan önce
gerçekleşecek ve olabilecek komplikasyonların anlatıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERE3E MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 16.01.2016 tarihli kararıyla; sezeryan ve
tüplerin bağlanması sonrasını tüm safahatıyla irdeleyen Adli Tıp Kurumunun raporları ile pomoroy usulü
tüp ligasyonu, gebeliği yüzde yüz önleyecek bir yöntem olmadığı, tubal ligasyon sonrası reanostomoz
(yeniden kanallaşma) olabileceği ve tekrar gebelik gerçekleşebileceği, yapılan uygulamaların tıp
kurallarına uygun olduğu ve davalı tarafa atfı kabil kusur bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair
verilen kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19.
Hukuk Dairesinin 03.05.2018 tarihli ilamıyla; yargılama sırasında duruşmada tanık olarak davacı ...'e
son doğumunu yaptıran doktorun beyanında geçen açıklamalar ile Adli Tıp Kurumu raporları arasında
çelişki bulunduğu, raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı, Mahkemece üniversitelerin ana bilim
dallarından seçilecek uzmanlardan oluşacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek dosyada mevcut
deliller ve raporlarla birlikte davalıların sorumlulukları bir bütün olarak değerlendirilip tıbbın gerek ve
kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu belirtecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını
gösteren nedenlerini açıklayıcı taraf, Mahkeme ve istinaf denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle
hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının
kaldırılmasına, yeniden karar verilmek üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar
verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu olayda hekimin
kusuru olduğu gerekçesiyle davanın maddi tazminat talebi yönünden kabulü ile, 538.022,00 TL'nin
dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken alınarak davacılara
verilmesine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile her bir davacı için 10.000.00 TL olmak üzere
toplamda 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalılardan müştereken alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde
davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalıların davacı
...'in tedavisinde ihmalinin bulunduğu, ancak maddi tazminatın şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle
davalıların istinaf talebinin kısmen kabulüne, Gebze Tüketici Mahkemesinin 20.06.2023 tarihli ve
2018/485 E., 2023/507 K. sayılı kararının kaldırılmasına, davacıların maddi tazminat talebinin reddine,
davacıların manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile her bir davacı için 10.000,00 TL olmak üzere
toplam 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan
müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacıların fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiş; karara
karşı, süresi içinde davacılar vekili ve davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; davalıların aydınlatılmış onam ilkesine aykırı davrandıklarını, davalıların davacılara
hamile kalma riski olduğunu bildirmediklerini, davalıların kusurlu olduğunu, maddi tazminat koşullarının
oluştuğunu, manevi tazminat miktarının düşük olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalılar vekili; tanık beyanının hükme esas alınmasını veya değerlendirilmesinin mümkün olmadığını,
dosyada bulunan raporlarda davacıya yapılan müdahalenin tıp biliminin verilerine aykırı yapıldığına dair
herhangi bir tespit bulunmadığını, kusurun söz konusu olmadığını, illiyet bağı bulunmadığını, ameliyat
esnasında düzenlenen raporun esas olduğunu ve işlemin yapıldığını, manevi tazminatın söz konusu
olmayacağını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, hekim hatasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk
kuralları ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere, özellikle davalı hekim
tarafından ameliyat sırasında tutulan el yazılı ameliyat notunda tüp ligasyonu yapıldığına ilişkin
bilginin yer almadığı, yalnızca sezeryanla doğumun gerçekleştirildiği hususunun yer aldığı, 4. doğumu
gerçekleştiren hekimin "Ben davacıyı son sezeryan sonrası yeniden tüplerini bağlarken bir önceden
kalma kotel yakma izi görmedim, kotel kesme izi konusunda çok büyük bir defekt görmedim.
Ayrıca makas kesme izi de görmedim. Bağlama izi konusunda bazen gözükmeyebileceğini biliyorum
ancak kendim görmedim. R kanal dedikleri ayrı bir dallanma baypas oluşumu gibi durum görmedim."
şeklinde beyanda bulunduğu, somut olayın özelinde hekimin tüp ligasyonu işleminde kusurunun olduğu,
davacılar vekili tarafından hükmedilen manevi tazminatın istinafa getirilmediği, aydınlatılmış onama
ilişkin itirazın süresinde ileri sürülmediği anlaşılmakla davalılar vekilinin tüm, davacılar vekilinin sair
temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2. Davanın temeli vekalet sözleşmesidir. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 502 ve devamı maddelerinde
düzenlenmiştir.)
Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de,
bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından
doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif
kusurundan bile sorumludur (TBK'nın 506. maddesi). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı
içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.
Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi
açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir
şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde
dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu
arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken,
hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan
kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden,
tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen
görevini göstermeyen vekil, TBK'nın 510. maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş
sayılmalıdır.
Gerek maddi gerekse manevi tazminata hükmedilmesi için ortada hukuka aykırı bir eylem, bir zarar,
bu zarar ile eylem sırasında illiyet bağı ve kusur bulunmalıdır. Dava dosyasının incelenmesinde; davalı
tarafından sunulan belgelerin değerlendirilmesinde davalı hekim tarafından tutulan ameliyat notunda
davacıya Pomeroy Usulü Tüp Ligasyonu yapıldığına ilişkin kaydın olmadığı, ancak aynı tarihli klinik
muayene (ekipriz) raporunda ise, Pomeroy Usulü Tüp Ligasyonu yapıldığının not edildiği, davacıya
Pomeroy Usulü Tüp Ligasyonu yapılıp yapılmadığı konusunda çelişki bulunduğu, bu anlamda son
doğumu gerçekleştiren hekimin ise "Ben davacıyı son sezeryan sonrası yeniden tüplerini bağlarken bir
önceden kalma kotel yakma izi görmedim, kotel kesme izi konusunda çok büyük bir defekt görmedim.
Ayrıca makas kesme izi de görmedim. Bağlama izi konusunda bazen gözükmeyebileceğini biliyorum
ancak kendim görmedim. R kanal dedikleri ayrı bir dallanma baypas oluşumu gibi durum görmedim."
şeklinde beyanda bulunduğu, hekimin tüp ligasyonu işleminde kusurlu olduğu, hekimin kusurlu
olduğundan manevi tazminatın yanında maddi tazminata da hükmedilmesi gerekir. Sağlıklı doğan
çocuğun varlığı zarar olarak nitelendirilemez ise de, istenmeden doğan çocuğun bakım masraflarının
zarar olarak nitelendirilmesi mümkündür. Hekim hatası sonucu doğan çocuğun aileye ilave bir yük
getireceğinin kabulü gerekir. Çocuğun masraflarının bir başkası tarafından tazmini halinde, çocuğun
kişilik hakları ihlal edilmiş olmaz. Burada aslında hekimin, kusurlu davranış sonucu ana babanın kişilik
haklarının ihlali nedeniyle sonuçları yaşam boyu sürecek ağır müdahale dolayısıyla çocuğun bakım
yükümlülüğünün adil bir bölüşümü söz konusudur. Çocuğun bakım, yetiştirme ve eğitim masraflarının
karşılanması, çocuğun onurunu zedeleyemeyeceği gibi maddi açıdan zor durumdaki çocuğun yararına
hizmet eder. İstenilmeden hamile kalan bir anneden kimse gebeliğin sonlandırılmasını isteyemez.
Başlangıçta hamile kalmak istemeyen annenin hekim hatasından dolayı hamile kalması halinde, inancı
gereği veya manevi nedenlerden dolayı çocuğunu dünyaya getirmiş olabilir. Bundan dolayı hekim ve
hekimin çalıştığı hastanenin, sonradan ailenin çocuğu kabullenmesi, ahlaki nedenler, örf-adet, Devletin
yaptığı sosyal yardımlar, Türk toplumunun aile yapısı gibi yasal olmayan sebepleri ileri sürerek tazminat
sorumluluğundan kaçınamaz. Davacılar ekonomik nedenlerle üçüncü doğumdan sonra davacı annenin
tüplerinin bağlanmasını istemişlerdir. Çocuk büyütmek masraflı ve meşakatli bir iştir. Vekil olan hekim
ve hastane, vekilin özensiz davranışlarından oluşan zararı tazmin ile sorumludur. Federal Almanya ve
İsviçre Mahkemeleri benzer olaylarda istenmeden dünyaya gelen sağlıklı çocuğun bakım masraflarının
tazmin edilebileceğini uzun zamandır kabul etmektedir.
Tazminatın hesaplanmasında, çocuğun ortalama ihtiyaçları, anne babanın ekonomik durumları dikkate
alınarak çocuğun onsekiz yaşına kadar bakım, iaşe, eğitim giderleri ile annenin doğum öncesi ve doğum
sonrası hastane giderleri, annenin bu doğum nedeniyle belli süre ile sınırlı olmak kaydıyla varsa bakım
gideri hesaplanmalı, varsa Devletin bu çocuk nedeniyle aile'ye yaptığı yardımlar tazminattan indirilmek
suretiyle maddi tazminatın kapsamı belirlenmelidir.
O halde Bölge Adliye Mahkemesince davalıların kusurlu olduğu ve maddi tazminat isteme koşulları
oluştuğu değerlendirilip davacıların maddi tazminat talepleri yukarıda belirtilen ilkelere göre konusunda
uzman aktüerya bilirkişi aracılığıyla hesaplanarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı
değerlendirme ile davalılara kusur atfedilmesine rağmen maddi tazminata hükmedilmemesi usul ve
yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalılar vekilinin tüm, davacıların vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 370. maddesi uyarınca davacı yararına
BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz eden davalılara yükletilmesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, hekim hatası sonucu, istenmeden dünyaya gelen sağlıklı çocuğun bakım ve eğitim giderleri ile
manevi tazminatın hekimden ve onu çalıştıran hastaneden tazmini istemidir.
Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, somut olayda hekimin hatasının bulunup bulunmadığı ve hatası
olması halinde zarar kapsamının ne olacağı konusunda toplanmaktadır.
1. Pomeroy usulü tüp ligasyonu yapan hekimin hatasının bulunup bulunmadığı konusu.
Kalıcı kontrasepsiyon veya tüp ligasyonu olarak da bilinen Tüp bağlama, kadınların istenmeyen
gebelikleri önlemek amacıyla uygulanan bir cerrahi yöntemdir. Davalı hekim tarafından davacıya
11.5.2012 tarihinde tüp ligasyonu yapılmış ve davalı tekrar 21.12.2015 tarihinde hamile kalmıştır. Yani
aradan 3,5 yıl sonra hamile kalmıştır. Son doğumu yaptıran hekim ifadesinde önceden kalma kotel
yakma izi görmediğini beyan etmiş ise de davalı hastanenin ipikrizinde yer alan ameliyat notunda
pomeroy usulü tüp ligasyonu yapıldığının kayıtlı olduğu yazılıdır.
Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporda, mevcut tıbbi belgelere göre pomeroy usulü tüp ligasyonu
gebeliği yüzde yüz önleyecek bir yöntem olmadığı, tubal ligasyon sonrası yeniden kanallaşma
olabileceği ve tekrar gebelik gerçekleşebileceği belirtilmiştir. Yani aradan geçen uzun sürede önceki
tüp bağlama izleri iyileşmiş ve kanallar tekrar açılmış olabilir. Kaldı ki, bu hususta ayrıca uzman
görüşüne başvurulabilir. 4,5 yıl sonra meydana gelen doğumdaki hekimin tüp ligasyonu işleminin yapılıp
yapılmadığı yönündeki beyanı yeterli sayılamaz.
Davalı hekimin davacıda tüp ligasyonu yapıp yapmadığı dosyada kesinlik kazanmadığı, yapılsa bile
gebeliği yüzde yüz önlemediği nedenleriyle kusurlu sayılması yerinde olmadığından sayın çoğunluğun
görüşüne katılmıyoruz.
2. Zararın meydana gelip gelmediği ve zararın kapsamının nasıl belirleneceği hususu.
Somut olayda, istenmeden dünyaya gelen sağlıklı çocuğun eğitim ve bakım masrafları ile manevi
tazminat talep edilmektedir. Tazminat alacağının unsurlarından birisi de “zarar” kavramıdır. Zararın
meydana gelip gelmediği ve zararın kapsamı hâkim tarafından re'sen belirlenmelidir. İstenmeden
dünyaya gelen özürlü çocuk için zarar kabul edilse de sağlıklı olarak dünyaya gelen çocuğun zarar
kavramı içerisinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği üzerinde de durulmalıdır.
Alman hukukunda, istenmeden doğan sakat çocuğun fazladan bakım giderlerinin tazminat olarak
istenebileceği kabul edilmiş ise de istenmeden doğan sağlıklı çocuğun bakım giderlerinin bir “zarar”
olarak kabul edilip edilemeyeceği, tazminat olarak istenip istenemeyeceği konusu (hukuki ve ahlaki
açıdan) uzun yıllar tartışılmıştır. İstenmeden sağlıklı doğan bir çocuğun bakım giderleri zarar olarak
değerlendirilsin mi sorusunun cevabı aranırken Alman hukukunda sadece tazminat hukuku kuralları
ve ilkeleri ile sınırlı kalınmamış, Anayasa hukuku normları da değerlendirilmeye katılmıştır. Alman
hukukunda çok tartışmalı olan bu konuda hâkim görüş, istenmeden doğan çocuğun bakım masraflarının
maddî zarar olarak tazminini kabul etmektedir.
İstenmeden doğan çocuğun bakım giderlerinin zarar olarak tazminini reddeden görüş
ise, aile hukukunun aileye yüklediği çocuğun bakım yükümü ile salt ekonomik diğer
yükümlülüklerin aynı tutulamayacağını; bakım yükümü ile çocuk sahibi olmaya bağlı manevî
yararın karşılıklı olarak bir arada olduğunu; ilk başta istenmemiş olsa da çocuğun
sonradan kabul edilip sevildiğini ve bunun bir zarar olarak değerlendirilemeyeceğini; tazminat
yükümlülüğünün kabulü halinin çocuğun istenmediği anlamına geleceğini ve bunun çocuğun
ruh sağlığını etkileyeceğini; çocuk ve aile ilişkisinin bir bütün olarak değerlendirilmesi
gerektiğini, çocuğun kişisel bütünlüğünün bölünemeyeceğini ileri sürmüştür.(Çelik Ahmet
Çelik.http://www.tazminathukuku.com/gorus-bildirimleri/istenmeyen-cocuktan- dolayı-tazminat.htm)
Alman LG. Duisburg’un 07.03.1974 tarihli kararına (VersR, 1975, s. 432.) konu olan olayda, davacı
kadın, üreme yeteneğine son verilmesi amacıyla hekim tarafından ameliyat edilmiş, kadın ise ameliyat
sonrası başka korunma tedbirlerine müracaat etmemiştir. Ancak kadın ameliyat sonrası tekrar hamile
kalmış ve çocuk sahibi olmuştur. Mahkeme, ana-baba için çocuğun var olmasının zarar olarak
nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Kararda, bakım giderlerinin ise aile hukuku
kuralları gereği, ana-baba tarafından karşılanması gerektiği belirtilmiştir.
Aynı şekilde OLG. Bamberg’in 06.02.1978 tarihli kararına (NJW, 1978, s. 341 vd.) konu olan olayda ise,
davacı kadının yumurtalıklarının bağlanması sonucu kısırlaştırılmasını öngören tedavi sözleşmesinde
hekim, yumurtalıklardan birine bu işlemi uygulamayı ihmal etmiş ve davacı netice itibariyle ikiz
çocuk dünyaya getirmiştir. Mahkeme, çocuğun bakım giderlerinin ana-baba tarafından karşılanmasının,
BGB § 249 anlamında zarar oluşturmayacağını belirtmiştir. Karara göre, çocuğun doğumu ile aile
arasında kurulan soybağı ilişkisi gereği, ana-baba, bakım giderlerinden muaf tutulamaz. Çünkü taraflar
arasında sayısız hak ve yükümlülükler doğmaktadır. (Prof. Dr. Yusuf Büyükay, Anayasa Mahkemesinin
2017/18196 E. sayılı “İstenmeden Dünyaya Gelen Sağlıklı Çocuk” sebebiyle ileri sürülen tazminat
talebiyle ilgili olarak incelemesi)
Tazminat hukuku ve ilkeleri belirlenirken Anayasanın ve Kanunların temel ilkeleri yanında ülkenin
ahlak ve örf-adetlerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Alman yargısında istenmeyen
sağlıklı çocuk için tazminat uzun tartışmalar sonucu kabul edilmiş ise zarar kavramı ülkelerin kendi örf
adetleri ve aile kavramına bakış açıları ile ilgilidir. Aile kavramının ortadan kalktığı Avrupa ile ülkemiz
kıyaslandığında zarar kavramında farklı sonuçlara ulaşılabilir.
Almanya'da çocuğun bizzat kendisinin zarar olarak nitelendirilemeyeceğini, fakat çocuğun doğumu
dolayısıyla ortaya çıkan bakım yükümlülüğünün zarar olarak kabul edilebileceği benimsenmiş ise de bu
durumun kendi mevzuatımız açısından incelenmesi gerekmektedir.
T.3. Anayasasının 41. maddesine göre, “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe
dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının
öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar. Her çocuk, korunma ve
bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan
ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu
tedbirleri alır.”
Türk Medeni Kanunu’nun 327. maddesine göre “Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli
giderler ana ve baba tarafından karşılanır.” 328. maddesine göre, “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun
ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum
ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa
bakmakla yükümlüdürler.”
Çocuk doğmadan önce istenmemiş ise de doğduktan sonra aile tarafından istenmiş ve benimsenmiştir.
Bu durumda Anayasa ve Türk Medeni Kanununa göre anne ve babanın bakım yükümlülüğü doğmaktadır.
Kanunlarımıza göre, her anne baba dünyaya getirdikleri çocuklarına bakmakla yükümlüdürler. Gelir
durumu iyi olmayan ve çocuklarına bakmakta zorlanan ailelere devletçe sosyal yardımlar yapılmaktadır.
Çeşitli nedenler ile öz ailesi yanında bakılamayan çocuklara Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı
tarafından çeşitli hizmetler verilmektedir (Korunmaya muhtaç çocuk, evlat edinme, koruyucu aile hizmeti
gibi).
Ayrıca geliri yetersiz olanlara sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları tarafından yardım
yapılmaktadır. Ailelerin bu sosyal imkânlardan da faydalanma hakları vardır. Eğer aileler sosyal
yardımlarla beraber tazminat da alacak olurlarsa mükerrer ödeme ve sebepsiz zenginleşme söz konusu
olacaktır.
Hekim tüp bağlama işinde kusurlu bulunursa doğan çocuğa artık hekim bakacak şeklinde basına
yansıyan haberler (03.02.2015 tarihli) de göz ününe alındığında anne babanın dünyaya gelen çocuklarına
bakma görevi başkasına devredilemez ve anne baba bu görevinden kanuni ve ahlaki olarak muaf
tutulamaz.
İstenmeden dünyaya gelen sağlıklı çocuğun ailesi tarafından benimsenip bakılması halinde aileye
ilave külfet getirmesinin yanında ilave nimetleri de olacaktır. Hak ve yükümlülükler ile nimet-külfet
bir arada bulunmaktadır. Aile, çocuğu ile manevi bir bağ kuracak, çocuğun da aileye maddi ve
manevi katkıları olacaktır. Sağlıklı bir şekilde topluma kazandırılan çocuğun varlığının zarar olarak
nitelendirilmesi toplum tarafından benimsenen ahlaki kurallara da aykırılık teşkil edecektir. Çocuk başta
bazı yükümlülükler getirse de ilerleyen yıllarda katkısı daha fazla olabilecektir. Bu nedenle çocuğun
aileye zararının hesaplanması mümkün olmayacaktır.
İstenmeden doğan sağlıklı çocuğun aileye ilave yükümlülükler ve masraf getireceği kabul edilmesi
halinde bu zarar nasıl hesaplanacaktır. Yerel Mahkeme hekim hatası yüzünden, istenmeden dünyaya
getirilen sağlıklı çocuğun bakım ve eğitim masrafları biçiminde ortaya konulan maddi zararı, çocuğun
ölmesi ile anne ve babanın çocuğun desteğinden yoksun kalması gibi maddi tazminat hesabı
yapmıştır. Yerleşik uygulamalara göre anne ve/veya babanın desteğinden yoksun kalan çocukların
maddi tazminatı, çocuklar erkek ise 18 yaşına kadar, kız ise 22 yaşına kadar hesaplanmaktadır.
Somut olay bir destekten yoksun kalma tazminatı değildir. Bu nedenle destekten yoksun kalma tazminat
ilkeleri doğrultusunda hesaplama yapılması hatalıdır. Çocuğun 22 yaşına kadar tüm bakım masraflarının
hesaplanıp kusurlu bulunan hekime yükletilmesi de hatalıdır. Hasta ile hekim arasındaki sözleşme
gereği hekim sorumluluklarını yerine getirememesi sonucu hasta beklentisi karşılanmadığı durumda
yukarıda belirtildiği gibi zarar belirlenemiyorsa TBK 50/2 maddesi kapsamında hâkim, “uğranılan zararın
miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri
göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.” Bu kapsamda hâkimin zararı
maddi tazminat olarak değil manevi tazminat altında belirlemesi yerinde olacaktır.
Yukarıda anlatılan gerekçeler ile BAM kararının onanması düşüncesinde olduğumuzdan sayın
çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.
Kaynak ve bilgilendirme: Bu karar metni, kamuya açık Yargıtay içtihadı olup yalnızca hukuki bilgilendirme amacıyla yayımlanmıştır. Karar metnindeki taraf bilgileri ilgili resmî yayında anonimleştirilmiştir. Her uyuşmazlığın kendine özgü koşulları bulunur; somut dosyanız için bir avukata danışmanızı öneririz. Görüşmeler Avukatlık Kanunu m. 36 gereği gizlidir.
Tazminat Hukuku Alanında Diğer Emsal Kararlar
- ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HD · E. 2022/1235, K. 2024/844 — DAVA ŞARTI (KTK m. 97)
- İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HD · E. 2021/1410, K. 2024/1993 — İŞLETENİN SORUMLULUĞU (KTK m. 85)
- İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HD · E. 2021/2383, K. 2025/468 — SİGORTA TEMERRÜT FAİZİ (KTK m. 99/1)
- İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8. HD · E. 2021/606, K. 2024/704 — Manevi Tazminat — Amaç
Benzer bir hukuki süreçle mi karşı karşıyasınız?
Bu karar yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; her dosyanın kendine özgü koşulları vardır. Sürecin nasıl işlediği hakkında genel bilgi için Tazminat Hukuku sayfamızı inceleyebilir veya bizimle iletişime geçebilirsiniz.
İletişim Tazminat Hukuku