Yargıtay 1. HD · E. 2024/4088, K. 2024/5436
Konu: Muris Muvazaasi · Karar Tarihi: 07.10.2024
← Miras Hukuku emsal kararlarına dön
Bu karara atıf yapılan sayfa: Miras Hukuku
Karardan çıkan ilke: Muris muvazaası nispi muvazaadır; gerçek amaç bağış olduğundan resmî satış/bakma sözleşmesi geçersizdir.
Kararın Tam Metni
Daire: 1. Hukuk Dairesi
Esas No: 2024/4088
Karar No: 2024/5436
Karar Tarihi: 07.10.2024
1. Hukuk Dairesi 2024/4088 E., 2024/5436 K.
MAHKEMESİ: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
EK KARAR
TARİHİ: 21.11.2023
HÜKÜM/KARAR: Ret/Esastan Ret-Temyiz Talebi Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ: Tokat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2020/163 E., 2023/387 K.
Taraflar arasındaki davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın
reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf
başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine
21.11.2023 tarihli ek kararla, temyiz edilen miktarın kesinlik sınırı altında kalması sebebiyle miktar
itibarıyla temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi ek kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı
ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar
verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip
gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; 1086, 205, 209 ve 360 parsel sayılı taşınmazların davacının muris babası ... tarafından
bedeli ödenerek satın alındığını ancak murisin diğer oğlu davalı ...'nın, murisin ikinci eşi olan dava
dışı ...'ya ileride fazla mal varlığı kalmaması amacıyla davacıyı ve murisi ikna ederek taşınmazları
tapuda kendi adına tescil ettirdiğini; murisin bedelini kendisi ödeyerek satın aldığı traktörün de yine
aynı nedenle davalı ... adına kaydedildiğini; 40 sene kadar Almanya'da çalışan murisin %10 civarında
bir pay ile ortak olduğu şirketin iflas ettiğini öğrenmesi üzerine davalı ... ile diğer davalıların murisi...'ün,
Türkiye'de bulunan mal varlığına el konulabileceğini söyleyerek murisi Tokat Merkez'de bulunan iki
parça evini güvenilir üçüncü kişilere devretmesi, tehlike ortadan kalkınca taşınmazlarını geri alması
hususunda ikna ettiklerini, bunun sonucu murisin 1176 ada 2 ve 461 ada 109 parsel sayılı taşınmazlarını
oğulları ... ve...'ün tanıdığı kişilere devrettiğini, muris sonradan taşınmazlarını geri almak istese de ...
ve...'ün buna engel olduklarını, daha sonra bu taşınmazların bir kısım davalıların murisi... tarafından
devralındığını, ayrıca murisin 1094 ada 23 parsel sayılı taşınmazını satıp satış parası ile ev almayı
amaçladığını ancak davalı ...'nın bu taşınmazın satış parası ile kendisine 1794 ada 13 parseldeki A Blok
9 nolu bağımsız bölümü satın alıp taşınmaza yerleştiğini, bu nedenle murisin büyük bir hayal kırıklığı
yaşadığını ileri sürerek davalı ... adına kayıtlı 1086, 205, 209, 360 ve 1794 ada 13 parseldeki A Blok 9
nolu bağımsız bölüm ile diğer davalılar adına kayıtlı 1176 ada 2 parseldeki B blok 2 nolu bağımsız ve
461 ada 109 parseldeki 10 nolu bağımsız bölümün tapu kayıtlarının iptali ile davacı ve diğer mirasçılar
adına tapuya kayıt ve tesciline, davalı ... adına kayıtlı .... plakalı traktörün trafik kaydının iptali ile payları
oranında murisin mirasçıları adına trafiğe kayıt ve tesciline, mümkün olmazsa tenkise, bu da mümkün
olmazsa davalıların davacı aleyhine sebepsiz zenginleşmeleri nedeniyle davacının belirsiz alacağının
işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili
ile davacıya verilmesine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili; murisin Almanya'da ortağı olduğu aile şirketinin borca battığının doğru olduğunu, bu
hususun taraflarca kabulü nedeniyle muris muvazaası değil taraf muvazaası olup olmadığına ilişkin
değerlendirme yapılması gerektiğini, aile tarafından davacı ...'ya 2 parça taşınmaz özgülendiğini, bu
taşınmazların davacı ...'nın müflis kişiliği nedeniyle eşi olan dava dışı ... adına tescil edildiğini, bu iki
parçadan biri olan dava konusu 1086 parsel sayılı taşınmazın davacı tarafından borçları nedeniyle
köy dışından dava dışı ...'e satıldığını, davalı ... tarafından satışın doğru görülmemesi ve töre gereği
taşınmazın bedeli ödenerek dava dışı ....den geri alındığını, dava konusu 205, 209, 360 parsel sayılı
taşınmazlar ile davalı ...'nın ikamet etmekte olduğu 1719 ada 13 parseldeki A blok 9 nolu bağımsız
bölümü ve traktörü davalının bedellerini ödeyerek satın aldığını, davacının iddialarının hukuki temelinin
olmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
2.Davalılar ... vd. vekili; murisin Almanya'da ortağı olduğu aile şirketinin borca battığına ilişkin iddianın
doğru olduğunu, bu nedenle davacı tarafından taraf muvazaası iddiasında bulunulduğunu, dava konusu
1176 ada 2 ve 461 ada 109 parsellerdeki taşınmazları davalıların murisi...'ün bedellerini ödeyerek satın
aldığını, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının iddiasına ve anlatılan
maddi vakıalara göre somut olayda tipik bir inançlı işlem mevcut olduğu, inanç sözleşmesinin yazılı delil
ile ispat edilmesi gerektiği, davalı ... adına kayıtlı taşınmazların ve traktörün kayıtlarının incelenmesinde
murisin bu taşınmazlar ve traktöre hiçbir zaman malik olmadığı, davacı tarafın iddiasının bu taşınmazlar
ve traktörün bedelinin muris tarafından verilip davalı ... üzerine tescil edildiğine yönelik olduğu, oysa
dosyaya kazandırılan yazılı belgelerden ve dinlenen tanık beyanlarından bu taşınmazlar ve traktörlerin
davalı ... tarafından bedeli ödenerek satın alındığı, traktörün alındığı gün davalı ...'nın kendi eski
traktörünü takas ettiği, davalı ...'nın alım gücü bulunduğu, davacı tarafın taşınmazların ve traktörün değeri
itibarı ile bedelinin muris tarafından ödendiği iddiasını yazılı delil ile de ispat edemediği, davacı tarafa
yemin delili hatırlatılmasına rağmen yemin deliline başvurmayacaklarını beyan ettikleri gerekçesiyle
davalı ... yönünden ispatlanamayan davanın reddine ve yine fer'i talep olan tenkis talebi bakımından
ise anılan taşınmazlar ve traktörün hiçbir zaman murise ait olmadığı, murisin hissesinin bulunmadığı,
dolayısı ile murisin terekesinde yer alamayacakları gerekçesiyle tenkis ve alacak istemine ilişkin feri
talebin de reddine karar verilmiş; diğer davalıların murisi... adına kayıtlı taşınmazlar yönünden yapılan
değerlendirmede, davacı tarafın iddiasının murisin iflas tehdidinden kurtulabilmek ve ikinci eşinden mal
kaçırmak amacı ile taşınmazları geçici olarak davalılara devrettiğine yönelik olduğu, taşınmazlardan
..... Mahallesinde bulunan taşınmazın bir zamanlar muris adına kayıtlı iken murisin bu taşınmazı dava
dışı ... isimli kişiye devrettiği, ...'ın da davalıların murisi........'a devrettiği, davacının murisin iflas tehdidi
altında taşınmazını geçici bir süre devrettiği iddiasında bulunduğu ancak bu iddiasını yazılı delil ile
ispat edemediği, yine Karşıyaka Mahallesinde bulunan taşınmaz bakımından murisin bu taşınmazda
hiçbir zaman hissesinin bulunmadığı, bu taşınmaza yönelik iddiaların da yazılı delil ile ispat edilemediği,
davacı tarafa yemin hakkı hatırlatılmasına rağmen yemin deliline de dayanmayacaklarını beyan ettiği
gerekçesiyle tapu iptali ve tescil isteminin reddine, taşınmazlar murisin terekesinde yer almadığından
fer'i talep olan tenkis ve alacak istemlerinin de reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf
başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; dosya içerisindeki deliller ve dinlenen tanık beyanları ile muris muvazaası iddialarının
ispatlandığını, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu
belirtip İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesinin vakıa
ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı
vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; kararın davacı vekili tarafından temyizi
üzerine 21.11.2023 tarihli ek kararla temyiz edilen miktarın kesinlik sınırı altında kalması sebebiyle
miktar itibarıyla temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına ve ek kararına karşı süresi içinde davacı vekili
temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; verilen kararın kesin olmadığını, taşınmazların tamamının değeri üzerinden hesaplama
yapılması gerektiğini, bu durumda dava değerinin temyiz kesinlik sınırının üstünde olacağını, muris
muvazaası iddialarının kanıtlandığını, davacının saklı payının ihlal edildiğini, ek kararın ve kararın usul ve
yasaya aykırı olduğunu belirtip ek kararın kaldırılması ile kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, trafik kaydının iptali ve tescil mümkün
olmazsa tenkis ve alacak isteklerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 140/3. maddesi,
01.04.1974 tarihli, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı,
Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 640, 706 ve 560 ilâ 571. maddeleri,
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. maddesi,
Tapu Kanunu'nun 26. maddesi.
3. Değerlendirme
Hemen belirtilmelidir ki; HMK’nın 140/3. maddesinde; “Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların
sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde
anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada
hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.” hükmü
düzenlenmiş olup İlk Derece Mahkemesince ön inceleme duruşmasında uyuşmazlığın muris muvazaası
hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olarak nitelendirildiği, taraf vekillerinin duruşmada
hazır bulundukları ve tutanağı imzaladıkları gözetildiğinde, anılan düzenleme gereğince uyuşmazlığın
belirtilen hukuki sebep esas alınmak suretiyle çözümlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1938 doğumlu muris ...'un 05.01.2020 tarihinde öldüğü, geride
mirasçıları olarak oğlu davacı ..., oğlu davalı ... ve kendisinden önce ölen oğlu...'ten torunları olan
davalılar ..., ... ve... ile dava dışı eşi ... ve dava dışı çocuğu.....'nin kaldığı; dava konusu 1086 parsel sayılı
taşınmaz muris ve kardeşleri adına verasette iştirak halinde kayıtlı iken muris dahil olmak üzere tüm
mirasçıların taşınmazdaki paylarını dava dışı ...'a (davacının eşi) 24.10.2014 tarihinde satış suretiyle
temlik ettikleri,....'nın da taşınmazı 06.04.2016 tarihinde dava dışı ...'e, Ali'nin de 30.05.2016 tarihinde
davalı ...'ya devrettiği, 205, 209, 360 parsel sayılı taşınmazlar ile 1794 ada 13 parseldeki A Blok 9 nolu
bağımsız bölümün davalı ... tarafından sırasıyla 25.01.2018, 18.12.2015, 30.05.2011 ve 11.08.2009
tarihlerinde dava dışı kişilerden satın alındığı, bu taşınmazlar bakımından muris tarafından yapılmış
bir temlikin bulunmadığı, davaya konu traktörün 11.09.2012 tarihinde davalı ... adına tescil edildiği,
öte yandan 1176 ada 2 parseldeki B blok 2 nolu bağımsız bölüm muris adına kayıtlı iken 29.01.2009
tarihinde dava dışı ...'a satış suretiyle temlik edildiği, dava dışı ...'nın da taşınmazı 01.10.2010 tarihinde
bir kısım davalıların murisi...'e devrettiği, 461 ada 109 parseldeki 10 nolu bağımsız bölüm de muris adına
kayıtlı iken 12.03.2008 tarihinde dava dışı ... Otomotiv... Şirketi'ne satış yoluyla temlik ettiği, taşınmazın
dava dışı Şirket tarafından da 02.03.2010 tarihinde yine bir kısım davalıların murisi...'e devredildiği, ...'ün
ölümüyle taşınmazların mirasçıları olan davalılar ..., ... ve...'a intikal ettiği anlaşılmaktadır.
Temyiz konusu değerin kesinlik sınırının altında olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz talebinin
reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesinin 21.11.2023 tarihli ek kararına yönelik temyiz itirazının
incelenmesinde;
Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın
kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1.b.
bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Davacı, öncelikli olarak dava konusu taşınmazların tapu kayıtları ile traktörün trafik kaydının iptaliyle
muris ... mirasçıları adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı ... adına kayıtlı dava konusu 1086,
205, 209, 360 ve 1794 ada 13 parseldeki A Blok 9 nolu bağımsız bölüm ile traktörün dava tarihindeki
keşfen saptanan değerleri toplamı 1.061.747,23 TL; ... mirasçıları olan diğer davalılar adına kayıtlı dava
konusu dava konusu 1176 ada 2 parseldeki B blok 2 nolu bağımsız ve 461 ada 109 parseldeki 10 nolu
bağımsız bölümün keşfen saptanan değerleri toplamı ise 632.343,80 TL'dir. Davanın terekeye iade istekli
olduğu gözetildiğinde, anılan değerlerin Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla temyiz kesinlik
sınırı olan 238.730,00 TL’nin üzerinde olduğu anlaşıldığından, Bölge Adliye Mahkemesinin 21.11.2023
tarihli ek kararının ortadan kaldırılması gerekir.
Davacı vekilinin asıl karara yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Bilindiği üzere; miras ortaklığını düzenleyen TMK'nın 640. maddesinde "Birden çok mirasçı bulunması
halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve
borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme
veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar
üzerinde birlikte tasarruf ederler. Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına
paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir. Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını
isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır." hükmü düzenlenmiştir.
Öte yandan; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle
nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme
yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun
bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı
resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak
suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme
Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli
bağış sözleşmesi de TMK'nın 706, TBK'nın 237, ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen
şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen
tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna
dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin
gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer
bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın
tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması
yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve
yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi
yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı,
satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki
beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
01.04.1974 tarihli ½ sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, konusu ve sonuç bölümü itibarıyla
mirasbırakanın kendi üzerindeki tapulu taşınmazlar yönünden yaptığı temliki işlemler için bağlayıcıdır.
Mirasbırakanın gerçekte bedelini bizzat ödeyip üçüncü kişiden satın aldığı taşınmazı mirastan mal
kaçırmak amacıyla tapu siciline yarar sağlamak istediği kişi adına kaydettirmesi halinde, diğer bir
söyleyişle bedeli ödenerek "gizli bağış" şeklinde gerçekleştirilen işlemler hakkında anılan Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Kararının doğrudan bağlayıcı olma niteliği yoktur. Bunun yanı sıra, karara yorum
yoluyla gizli bağış iddialarına yönelik olarak uygulama olanağı sağlanamayacağı, koşulları var ise
tenkis istenebileceği Hukuk Genel Kurulunun 30.12.1992 tarihli 586/782; 21.9.1994 tarihli 248/538;
21.12.1994 tarihli 667/856; 11.10.1995 tarihli 1995/1-608 sayılı kararlarında belirtilmiş, Dairenin
yargısal uygulaması da bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır.
Türk Medeni Kanunu'nun 571/1. maddesi “Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının
zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer
tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. ” hükmünü amirdir. Bu süre hak
düşürücü nitelikte olup hakim tarafından yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınır.
Somut olayda, dava terekeye iade talepli açılmış olup muris ...'un ölüm tarihine göre terekesi elbirliği
mülkiyetine tabidir. Davacı tüm mirasçılar adına tek başına dava açabilirse de, böyle bir davayı
yalnız başına yürütemez. Bu durumda öncelikle dava dışı mirasçıların davaya katılımlarının veya
muvafakatlerinin sağlanması ya da TMK'nın 640. maddesi gereğince terekeye temsilci atanması
için dava açmak üzere davacıya süre verilmesi ve atanacak tereke temsilcisi huzuruyla davaya
devam edilmesi, daha sonra davacının taleplerinin yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda sırasıyla
incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davanın görülebilirlik koşulu gözardı
edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin ek karar ve asıl karara yönelik temyiz itirazlarının değinilen yönlerden kabulü ile;
Bölge Adliye Mahkemesince verilen 21.11.2023 tarihli ek kararın ORTADAN KALDIRILMASINA,
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge
Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye
Mahkemesine gönderilmesine,
07.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak ve bilgilendirme: Bu karar metni, kamuya açık Yargıtay içtihadı olup yalnızca hukuki bilgilendirme amacıyla yayımlanmıştır. Karar metnindeki taraf bilgileri ilgili resmî yayında anonimleştirilmiştir. Her uyuşmazlığın kendine özgü koşulları bulunur; somut dosyanız için bir avukata danışmanızı öneririz. Görüşmeler Avukatlık Kanunu m. 36 gereği gizlidir.
Miras Hukuku Alanında Diğer Emsal Kararlar
- ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 22. HD · E. 2023/1068, K. 2025/1536 — Mirasin Hükmen Reddi
- Yargıtay 1. HD · E. 2016/17175, K. 2020/4133 — Muris Muvazaasi — İspat
- Yargıtay 1. HD · E. 2020/2954, K. 2020/5969 — Tenkis — Hak Düşürücü Süre
- Yargıtay 1. HD · E. 2021/1705, K. 2022/5258 — Tenkis
Benzer bir hukuki süreçle mi karşı karşıyasınız?
Bu karar yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; her dosyanın kendine özgü koşulları vardır. Sürecin nasıl işlediği hakkında genel bilgi için Miras Hukuku sayfamızı inceleyebilir veya bizimle iletişime geçebilirsiniz.
İletişim Miras Hukuku