Yargıtay 1. HD · E. 2016/17175, K. 2020/4133
Konu: Muris Muvazaasi — İspat · Karar Tarihi: 16.09.2020
← Miras Hukuku emsal kararlarına dön
Bu karara atıf yapılan sayfa: Miras Hukuku
Karardan çıkan ilke: Muvazaa; bedel farkı, alım gücü, makul neden ve yöresel olağan akış gibi ölçütlerin birlikte değerlendirilmesiyle saptanır.
Kararın Tam Metni
Daire: 1. Hukuk Dairesi
Esas No: 2016/17175
Karar No: 2020/4133
Karar Tarihi: 16.09.2020
1. Hukuk Dairesi 2016/17175 E. , 2020/4133 K.
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TENKİS
Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil – tenkis davası sonunda, yerel mahkemece
asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı ... vekili tarafından
yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'in raporu
okundu, düşüncesi alındı. Duruşma isteği değerden reddedildi. Dosya incelendi, gereği görüşülüp
düşünüldü;
-KARAR-
Asıl ve birleştirilen davalar, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa
tenkis isteklerine ilişkindir.
Asıl ve birleştirilen davada davacı, mirasbırakanları ...’ın müteahhitten satış yoluyla edindiği 1853 ada
16 parsel sayılı taşınmazdaki 12 nolu bağımsız bölümü asıl davada davalılar oğlu İbrahim ve torunu
İlker adına tescil ettirdiğini, temlikin davalılardan ...’in aldatıcı hareketleri nedeniyle yapıldığını, temlikin
bedelsiz, mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek çekişmeli taşınmazın tapu
kaydının miras payı oranında iptali ile adına tesciline, olmazsa tenkise karar verilmesini istemiştir.
Asıl davada davalılar, tapu kaydında malik olmadıklarından kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini
belirterek davanın reddini savunmuşlar, birleştirilen davada davalılar, taşınmazın bedelinin kendileri
tarafından ödendiğini, mirasbırakanın yardımı olmadığını, temlikin gerçek satış işlemi olduğunu
belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, asıl davada husumet nedeniyle davanın reddine, birleştirilen davada ise temlikin muvazaalı
olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, 1933 doğumlu mirasbırakan Apdullah Duran’ın 24.04.2002
tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak kızı davacı ..., oğlu davalılardan İbrahim ile dava dışı oğulları
...ve ...’in kaldıkları, dava konusu 1853 ada 16 parsel sayılı taşınmazdaki 12 nolu bağımsız bölümün,
davada tanık olarak ifadesine başvurulan Tahsin Kuzuahmet tarafından 19.07.2000 tarihinde satış
suretiyle davalı ... ve diğer davalı ...’e (davalı ...’in oğlu) eşit paylarla temlik edildiği, İlker ve İbrahim’in
de çekişmeli taşınmazı 14.07.2008 tarihinde diğer davalı ...’ye (davalı ...’in eşi) satış yoluyla devrettikleri,
eksikliğin tamamlatılması suretiyle getirtilen kayıtlardan, çekişmeli taşınmazın bulunduğu 1853 ada 16
parsel sayılı taşınmazın geldisi olan taşınmazlardan 1853 ada 8 parsel sayılı taşınmazın ...adına, 1853
ada 7 parsel sayılı taşınmazın ise Tahsin Kuzuahmet ile dava dışı şahıslar adına kayıtlı olduğu, anılan
taşınmazın tarafların mirasbırakanı ...’la ilişkisine dair herhangi bir kaydın bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle
nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme
yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun
bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı
resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak
suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme
Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış
sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar
Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun
bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak
resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu
kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi,
davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının
duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen
gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki
delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem
taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan
akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı
yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark,
taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, mirasçılık ve mirasın geçişi mirasbırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere
göre belirlenir (4722 s. Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m.
17). Mirasbırakan 1.1.2002 tarihinden önce ölmüşse 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin,
1.1.2002 tarihinden sonra ölmüşse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ilgili hükümlerinin uygulanması
gerekir.
Tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası
kazandırmaların (bağış) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai)
davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; mirasbırakanın ölüme bağlı veya
sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların
zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik ) dışı terekenin
tümüyle bilinmesiyle mümkündür. Tereke mirasbırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı
kıymetleri ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur.
Mirasbırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 743 sayılı Kanun uygulanacaksa bir aylık
4721 sayılı Kanun uygulanacaksa üç aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi,
cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur.
Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi
yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir (TMK m.564). Miras bırakanın TMK'nin 506.
maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır.
Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları
zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak
belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından
söz edilemez.
Somut olaya gelince, eksiğin tamamlatılması yoluyla getirtilen kayıt ve belgelerden; davaya konu
1853 ada 16 parsel sayılı taşınmazdaki 12 nolu bağımsız bölüm bakımından mirasbırakan tarafından
gerçekleştirilen bir temlikin bulunmadığı, çekişmeli taşınmazın dava dışı Tahsin tarafından davalılara
temlik edildiği, dolayısıyla mirasbırakan tarafından yapılmış bir temlik olmadığından anılan taşınmaz
yönünden 1.4.1974 tarih 1/2 Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağında kuşku yoktur.
Terditli olarak talep edilen tenkis isteğine gelince, mirasbırakanın 24.04.2002 tarihinde öldüğü, eldeki
asıl davanın 23.12.2008, birleştirilen davanın ise 01.02.2010 tarihinde açıldığı, böylece Türk Medeni
Kanununun 571. maddesinde düzenlenen 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler ve anılan yasal düzenlemeler uyarınca, 01.04.1974 tarihli ve
1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının eldeki davada uygulama yeri bulunmadığı, terditli tenkis isteği
yönünden ise davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı gözetilerek, asıl ve birleştirilen
davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi
isabetsizdir.
Davalının yerinde olan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı
Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA,
alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16/09/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak ve bilgilendirme: Bu karar metni, kamuya açık Yargıtay içtihadı olup yalnızca hukuki bilgilendirme amacıyla yayımlanmıştır. Karar metnindeki taraf bilgileri ilgili resmî yayında anonimleştirilmiştir. Her uyuşmazlığın kendine özgü koşulları bulunur; somut dosyanız için bir avukata danışmanızı öneririz. Görüşmeler Avukatlık Kanunu m. 36 gereği gizlidir.
Miras Hukuku Alanında Diğer Emsal Kararlar
- ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 22. HD · E. 2023/1068, K. 2025/1536 — Mirasin Hükmen Reddi
- Yargıtay 1. HD · E. 2020/2954, K. 2020/5969 — Tenkis — Hak Düşürücü Süre
- Yargıtay 1. HD · E. 2021/1705, K. 2022/5258 — Tenkis
- Yargıtay 1. HD · E. 2022/2760, K. 2022/5302 — MİRASTA DENKLEŞTİRME (TMK m. 669)
Benzer bir hukuki süreçle mi karşı karşıyasınız?
Bu karar yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; her dosyanın kendine özgü koşulları vardır. Sürecin nasıl işlediği hakkında genel bilgi için Miras Hukuku sayfamızı inceleyebilir veya bizimle iletişime geçebilirsiniz.
İletişim Miras Hukuku