Yargıtay 7. HD · E. 2014/12804, K. 2014/17882
Konu: Mobbing · Karar Tarihi: 23.09.2014
← İş Hukuku emsal kararlarına dön
Bu karara atıf yapılan sayfa: İş Hukuku
Karardan çıkan ilke: Mobbingde tam ispat değil; tutarlı olaylar ve kuvvetli emare yeterlidir.
Kararın Tam Metni
Daire: 7. Hukuk Dairesi
Esas No: 2014/12804
Karar No: 2014/17882
Karar Tarihi: 23.09.2014
Mahkemesi:İş Mahkemesi Dava Türü : İşe İade Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen
hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu
anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü: Davacı vekili, davalı işverenin psikolojik baskısına
maruz kaldığını ve zorla kendisinden istifa yazısı alınmak suretiyle işten çıkarıldığını belirterek feshin
geçersizliğinin tespitine, işe iadesine, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücreti ve diğer
haklara karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ise, davacının takım liderliği görevlerini yerine getirmemesi, iş yerinde uyuması ve habersiz
işe gelmemesi gibi hususlarda savunmasının alındığını, savunma tutanaklarından da görüleceği üzere
davacının şirket dışında ek işinin olduğunu ve bu sebepten dolayı işyerine hiç uyumadan geldiğini
ve bunun sonucunda 1,5 saat uyuyup kaldığını kabul ve beyan ettiğini, söz konusu şikayetlerin
değerlendirilmesi akabinde de bir toplantı yapıldığını ve Müdür ...'ın davacıya uyarıda bulunduğunu,
bu uyarıların iş hayatının olağan uyarıları olup herhangi bir çalışanın yetersiz performans ve tatmin
edici olmayan çalışması durumunda karşılaşabileceği uyarılar olduğunu, söz konusu uyarıların amacının
ötesine geçip mobbing iddiasında bulunmanın ise aslında davacının başka bazı niyetleri olduğunun
göstergesi olduğunu, davacının iş aktini kendi iradesi ile istifa etmek suretiyle sonlandırdığını, istifaya
zorlanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tutulan tutanakların davalı tarafın soyut iddialarını desteklemeyen performansın tespitine
esas teşkil edebilecek, performans düşüklüğüne dair sebepleri tam olarak sorgulayıp davacının
sorumluluk derecesinin tam olarak ortaya konulmadığını, davalı tanığı ...'nın beyanlarında belirttiği
üzere davacı hakkında tutalan tutanaklardaki iddialar somut olaylara dayanmayan, amir pozisyonunda
olan üretim müdürünün isim vermeden duyumlarına dayanan olaylarla ilgili bulunduğu, davacının istifa
dilekçesi vermesine sebebiyet veren olaylar silsilesi değerlendirildiğinde işveren vekili konumundaki
üretim müdürünün davacının iş aktini kendi isteği ile sona erdirmesi için baskı oluşturmak amacıyla
hakkında peşpeşe tutanaklar tutturup savunmasının alınmış olması hususları dikkate alındığında davacı
tarafından verilen istifa dilekçesi ve ibranamenin gerçek iradesini yansıtmadığı, yapılan fesih işleminin
geçersiz olduğu anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Genel olarak iş sözleşmesini fesih hakkı, karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı bir irade beyanı
ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren, bozucu
yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı nedenle iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanununun 24
üncü maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin önelli fesih bildiriminin normatif düzenlemesi ise aynı yasanın
17 nci maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında Yasada işçinin istifası özel olarak düzenlenmiş değildir.
İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak
değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. İstifanın
işverence kabulü zorunlu değilse de, işverence dilekçenin işleme konulmamış olması ve işçinin de
işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Bununla birlikte istifaya
rağmen tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi halinde, kararlaştırılan
sürenin sonunda iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmelidir.
Şarta bağlı istifa ise kural olarak geçerli değildir. Uygulamada en çok karşılaşılan şekliyle, işçinin ihbar ve
kıdem tazminatı haklarının ödenmesi şartıyla ayrılma talebi istifa olarak değil, ikale (bozma sözleşmesi)
yapma yönünde bir icap olarak değerlendirilmelidir.
İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverenin
tazminatların derhal ödeneceği sözünü vermek ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi
vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması halinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu
halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.
İşverenin baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine değer verilemez.
İşçinin haklı nedenle derhal fesih nedenleri mevcut olduğu ve buna uygun biçimde bir fesih yoluna
gideceği sırada, iradesi fesada uğratılarak işverence istifa dilekçesi alınması durumunda da istifaya
geçerlilik tanınması doğru olmaz. Bu durumda işçinin haklı olarak sözleşmeyi feshettiği sonucuna
varılmalıdır.
İstifa belgesine dayanılmakla birlikte, işçiye ihbar ve kıdem tazminatlarının ödenmiş olması, Türkiye İş
Kurumuna yapılan bildirimde işveren feshinden söz edilmesi gibi çelişkili durumlarda, her bir somut olay
yönünden bu çelişkinin istifanın geçerliliğine etkisinin değerlendirilmesi gerekir.
İstifa belgesindeki ifadenin genel bir içerik taşıması durumunda, işçinin dava dilekçesinde somut
sebepleri belirtmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Bu halde de istifanın ardındaki gerçek
durum araştırılmalıdır.
İş sözleşmesinin istifa ile sona ermesi halinde, işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanması
mümkün olmadığı gibi, ihbar ve kıdem tazminatlarına da hak kazanamaz. İstifa durumunda işçinin
işverene ihbar tazminatı ödemesi yükümü ortaya çıkabileceğinden, istifa türündeki belgelerin titizlikle
ele alınması gerekir. İmzaya itiraz ya da metin kısmına ilaveler yapıldığı itirazı mutlak olarak teknik
yönden incelenmelidir.
İşyerinde psikolojik taciz (mobbing) ise çağdaş hukukun son zamanlarda mahkeme kararlarında
ve öğretide dile getirdiği bir hukuki kurumdur. Örneğin Alman Federal İş Mahkemesi bir kararında
işçilerin birbirine sistematik olarak düşmanlık beslemesi, kasten güçlük çıkarması, eziyet etmesi
veya bu eylemlerin işçinin başta işveren olmak üzere amirleri tarafından gerçekleştirilmesi olarak
tanımlanmıştır. (BAG, 15.01.1997, NZA. 1997) Görüleceği üzere işçi bir taraftan diğer işçiye, diğer
taraftan işverene karşı korunmaktadır. İşçinin anlattığı mobbing teşkil eden olayların tutarlık teşkil
etmesi, kuvvetli bir emarenin bulunması gerekmektedir. Kişilik hakları ve sağlığın ağır saldırıya uğraması
mobbingin varlığını tartışmasız ortaya koyar.
Öte yandan ispat kurallarının zorlanan sınırları usul hukukunda yeni arayışlara yol açmıştır. Emare bu
anlayışın bir sonucudur. Olayların tipik akışı, tecrübe kuralları göz önüne alındığında varılacak sonuçla
ispat gerçekleşir. Başka bir anlatımla bu ilk görünüş ispatıdır. (Üstündağ. Saim:Medeni Yargılama
Hukuku B.6, İstanbul 1997 ;sh.622) Davacı işçi, davalı işveren tarafından psikolojik baskıya( mobbing)
maruz kaldığını ve zorla kendisinden istifa yazısı alınmak suretiyle işten çıkarıldığını iddia ederken davalı
ise davacıya yönelik istifaya zorlanması gibi psikolojik baskıya maruz kalmadığını savunmuştur.
Dosyaya bu yönde sunulan çeşitli tarihlere ait tutanaklar söz konusudur. Buna göre davacıdan ilk olarak
forklift kazası nedeniyle savunma istenmiş, davacının söz konusu kazanın meydana gelmesi ile ilgili
beyanları olduğu görülmüştür. Yani ilk tutanağa konu hususun mevcudiyeti söz konusu olup davalı
işverence ileri sürülmüş soyut bir vaka değildir.
İkinci tutanağa konu husus ise davacının takım liderliği görevini yerine getirmediği, sorumlu olduğu hatla
ilgilenmek, iş yerinde uyumak ve iş yerine alkollü gelme sebeplerinden dolayı savunma istenmiş, davacı
verdiği savunmasında takım liderliği görevini yerine getirmediği ve iş yerine alkollü geldiği iddialarını
kabul etmemiş ancak işyerinde uyuma eylemi ile ilgili olarak maddı sıkıntılarından dolayı fabrika harici
ek iş yapmak durumunda olduğunu, bu sebepten dolayı iş yerine uyumadan geldiğini, yemek molasında
yemeğe çıkmayıp yarım saat uyumak için PF-5 hattına gittiğini ve tamamen istem dışı olarak yarım saat
mola hakkı olmasına rağmen 1,5 saat uyuyakaldığını beyan ettiği görülmüştür. Yani davacıya isnat edilen
bu bir kısım eylemlerden bir çoğunun davacı tarafından kabul edilmemesine rağmen iş yerinde uyuma
fiilinin mevcudiyetini davacı da kabul etmiştir.
Üçüncü tutanağa konu bir çok husus dile getirilmiş ancak davacı bu isnatları kabul etmediğini belirterek
avukatıyla görüşten sonra savunmasını vereceğini beyan etmiştir.
İstifa dilekçesi bu son tutanaktan sonra verilmiştir. Her ne kadar istifa dilekçesinde tanzim tarihi yok ise
de dilekçe üzerinde işveren vekili olan Üretim Müdürü ... tarafından 22.11.2013 tarihinde işten ayrılması
uygundur şerhi düşüldüğü ve 22.11.2013 tarihi atılarak imzalandığı görülmüştür.
Dinlenen davacı tanıklarının beyanları irdelendiğinde iş kazası ( yukarıda belirtilen forklift kazası)
geçirdikten sonra hakkında tutanaklar tutulduğunu ve vardiya amirliğinden alınacağının söylendiğini,
amirleri arasında bir olaya şahit olmadıklarını beyan etmişler, davalı tanıklarından Rana Köprülü ise
davacıya baskı yapıldığına dair bilgisi olmadığını işten davacının istifa ederek ayrıldığını beyan etmiştir.
Mahkemece beyanları hükme esas alınan davalı tanığı ... ise, davacının iş kazası geçerdiğini, rapor
almadığını, çalışmak istediğini, iş kazasından sonra işten çıkmak istediğini, tazminatlarını almak
istediğini ancak üretim müdürünün bunu kabul etmediğini, üretim müdürü ile görüşmelerini kendisinin
ayarladığını ancak baş başa görüştüklerinden bu konuşmanın içeriğini bilmediğini, davacının kendisine
anlattığına göre üretim müdürünün kendisine tazminatlarının ödenmeyeceğini, işten çıkıp gitmesini
söylediğini beyan ettiğini, tutanaklarda bahsedilen olaylardan sadece davacının planlanmış fazla
mesaiye bir defa gelmediğinin olduğunu, bunun dışındaki tutanakta yer alan olaylara ilişkin somut
bilgisinin olmadığını beyan etmiştir.
Söz konusu bu tanığın beyanları ile davacının hakkında tutulan tutanaklara ilişkin savunmaları birlikte
değerlendirildiğinde davacıya isnat edilen bir kısım eylemlerin mevcudiyetinin bulunduğu, bir kısım
eylemlerin ise somut olarak ispatına yönelik dosyada delil bulunmadığı ve davacının bu eylemleri
inkara yönelik savunmasının yer aldığı dosya içeriğinden; yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere istifa
dilekçesinin baskı ve davacının iradesinin sakatlanarak alındığı ve işyerinde işveren tarafından davacı
işçiye yönelik sistemli ve ısrarlı şekilde mobbing kabul edilebilecek davranışlarda bulunulduğunun
ispatlanamadığı, davalı işveren tarafından davacı hakkında bir kısım şikayet ya da ihbarlar üzerine
tutanaklar tutulması ve davacıdan savunma alınmasının tek başına mobbing olarak kabulünün
mümkün olamayacağı, işverenin iş barışını sağlamak, işyerinde ya da işletmede düzeni oluşturmak
ve belli bazı kuralları uygulayarak üretimi sağlamak hakkı bulunmaktadır. Bu kapsamda davacının
alınan savunmalarında da bir kısım eylemlerin varlığını kabul ettiği görüldüğü de dikkate alındığında
tutanakların baskı aracı olarak kullanıldığının kabulü mümkün olmadığından davacının iş sözleşmesini
istifa etmek suretiyle kendisinin sonlandırdığı, istifasının mobbing, baskı ya da irade sakatlığı sonucu
alındığının ispatlanamadığı sonucuna varılmıştır. O halde iş sözleşmesinin davacı işçi tarafından istifa
ile sonlandırılması karşısında artık işe iade davasının reddi gerekirken eksik değerlendirme ile istifa
iradesinin geçerli olmadığından bahisle işveren feshi kabulü ile sonuca gidilip hüküm kurulması hatalıdır.
4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
SONUÇ:Yukarda açıklanan gerekçe ile; 1.Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN
KALDIRILMASINA, 2.Davanın REDDİNE, 3.Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4.Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı yargılama gideri 102,00
TL'nin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, 5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre
1.500,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6.Peşin alınan temyiz harcının
isteği halinde davalıya iadesine, 23.09.2014 tarihinde oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.
Kaynak ve bilgilendirme: Bu karar metni, kamuya açık Yargıtay içtihadı olup yalnızca hukuki bilgilendirme amacıyla yayımlanmıştır. Karar metnindeki taraf bilgileri ilgili resmî yayında anonimleştirilmiştir. Her uyuşmazlığın kendine özgü koşulları bulunur; somut dosyanız için bir avukata danışmanızı öneririz. Görüşmeler Avukatlık Kanunu m. 36 gereği gizlidir.
İş Hukuku Alanında Diğer Emsal Kararlar
- İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 28. HD · E. 2023/404, K. 2023/1344 — Performans
- İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HD · E. 2023/1327, K. 2023/1260 — İş Güvencesi
- Yargıtay 22. HD · E. 2012/12282, K. 2013/3228 — Belirli Süreli Sözleşme
- Yargıtay 9. HD · E. 2015/3731, K. 2015/27608 — İbraname