Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2017/1613, K. 2019/419
Konu: Hesap Yöntemi · Karar Tarihi: 09.04.2019
← Boşanma ve Aile Hukuku emsal kararlarına dön
Bu karara atıf yapılan sayfa: Boşanma ve Aile Hukuku
Karardan çıkan ilke: Artık değer = edinilmiş malların toplam değeri − borçlar; katılma alacağı bu değerin yarısıdır.
Kararın Tam Metni
YARGITAY, HUKUK GENEL KURULU, E. 2017/1613, K. 2019/419, T. 09.04.2019
Daire: Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2017/1613
Karar No: 2019/419
Karar Tarihi: 09.04.2019
Hukuk Genel Kurulu 2017/1613 E. , 2019/419 K.
MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi
Taraflar arasındaki “katılma alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 12. Aile
Mahkemesince davanın reddine dair verilen 22.11.2012 tarihli ve 2010/545 E., 2012/827 K. sayılı karar,
davacı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.06.2014 tarihli ve 2014/11930
E., 2014/12280 K. sayılı kararı ile,
“… Davacı ... vekili, 1973 yılında evlenen taraflar arasında halen boşanma davası bulunduğunu,
25.09.2006 tarihinde satın alınan 653 ada 9 parsel sayılı taşınmazın davalı adına kayıtlı olup davacının
bu taşınmazda ½ payı bulunmakla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL' nin dava
tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, dava konusu taşınmaz bedeli davalının çalışmasıyla ödendiğinden davanın reddine karar
verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmaz davacının murisine aitken ölümünden sonra mirasçılara intikal
ettiği ve mirasçılar tarafından davalıya bedelsiz olarak devredilmekle bağıştan dönme koşulları
gerçekleşmediğinden davanın reddine karar verilmesi üzerine; Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz
edilmiştir.
Taraflar 09.09.1973 tarihinde evlenmiş 02.07.2009 tarihinde açılan ve boşanma ile sonuçlanan davanın
04.05.2011 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/son
maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında eşler başka
bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden, evlilik tarihinden 4721 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği
01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TMK'nun 170. maddesi gereğince mal ayrılığı ve bu tarihten
boşanma davasının açıldığı 02.07.2009 tarihine kadar 4722 sayılı Kanunun 10. maddesi gereğince,
TMK'nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.
Dava dilekçesinin içeriği, tarafların yargılama aşamasındaki beyanları ve dava konusu 653 ada 9 parsel 7
numaralı bağımsız bölüm 25.09.2006 tarihinde edinilmiş olmasına göre dava, 4721 sayılı TMK'nun 202
ve devamı maddeleri gereğince kabul edilen yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminden
kaynaklanan ve TMK'nun 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğine
ilişkindir. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde
edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin
borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların
YARGITAY, HUKUK GENEL KURULU, E. 2017/1613, K. 2019/419, T. 09.04.2019
kazanılmış hakları da gözetilerek taşınmazın tasfiye tarihindeki değeri dikkate alınarak (TMK. m.235/1)
katılma alacağı belirlenmelidir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmişse de, bu görüşe katılmak mümkün bulunmamaktadır.
Taşınmaz 25.09.2006 tarihinde tapuda satış gösterilmek suretiyle davalı adına tapuya tescil edilmiştir.
Davacı vekili cevap dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarında, taşınmaz davacının murisinden intikal etmiş
olmakla birlikte davalının parasını ödeyerek taşınmazın adına tescilini sağladığını bildirmiştir. Davalı
vekilinin bu yöndeki savunması ve bedeli için ödendiği iddia edilen paranın kişisel mal niteliğinde olduğu
davalı tarafından TMK'nun 6. maddesi uyarınca usulüne uygun olarak kanıtlanmadığından aynı yasanın
222/son maddesi uyarınca taşınmazın edinilmiş mal olarak kabulü gereklidir.
Bu halde, mahkemece mahallinde keşif yapılarak TMK'nun 235/1 maddesi uyarınca dava konusu
taşınmazın karar tarihine en yakın tarihteki değerinin ( sürüm değeri) tespit edilerek eklenecek veya
denkleştirmeye tabi tutulacak miktar bulunmadığından bu değerin TMK'nun 231. maddesine göre artık
değer olarak kabulüyle TMK 236/1 maddesi gereğince belirlenen değerin yarısına katılma alacağı olarak
karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir…”
gerekçesiyle ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda önceki
kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve
dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, katılma alacağı istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili ile davalının 1973 yılında evlendiklerini, şiddetli geçimsizliğe dayalı boşanma
davası açıldığını ve davanın hâlen derdest olduğunu, evlilik birliği içerisinde edinilen 5290 ada 16 parsel
B blok 4. Kat 7 nolu (eski 653 ada 9 parsel 7 nolu) bağımsız bölümün davacı ...'in babası Sıdık Özcan'dan
davacı ... ve ...'a miras olarak kaldığını, davacı dâhil tüm mirasçıların hisselerini davalı ...'ye 25.09.2006
tarihinde bedelsiz olarak tapuda devrettiklerini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile
şimdilik 10.000TL katılma alacağının dava tarihinden geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline
karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, tarafların evlilik birliği içerisinde İzmir Gaziemir ilçesinde bir daire ile bir arsa satın
aldıklarını, bu taşınmazların davacı ... adına tescil edildiğini ve daha sonra davacı ... tarafından
satıldığını, müvekkilinin satılan bu taşınmazların alınmasına çalışarak maddi katkıda bulunmasına
rağmen satış bedellerinin davacının uhdesinde kaldığını, dava konusu taşınmazdaki payına karşılık
davacının annesine Kırşehir'de deterjan alım satım işi yaparken alım satım konusu malların yarısının
bırakıldığını, davacının erkek kardeşi ...'a ise... adına kredi çektirilerek ödeme yapıldığını, bu krediyi
müvekkili ...’nin çalışarak ödediğini, edinilen taşınmazların tamamında davalı müvekkilinin %100 emeği
ve katkısının bulunduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Yerel Mahkemece, dava konusu taşınmaz davacının murisine aitken onun ölümü ile mirasçılarına ve
davacıya intikal ettiği, sonrasında diğer mirasçılarla birlikte davacının payını davalıya bedelsiz olarak
YARGITAY, HUKUK GENEL KURULU, E. 2017/1613, K. 2019/419, T. 09.04.2019
devretmesi nedeniyle dava konusu taşınmazın kişisel mal niteliğini kazandığı, kişisel mal üzerinde
katılma alacağı talep edemeyeceği, zira davacının bu malı artık davacıya bağışladığının kabulü gerektiği,
BK’nın 244. maddesi uyarınca açılmış bağıştan rücu davası bulunmadığı gibi boşanma davasına ilişkin
verilen kararda davacının kusurlu olduğunun belirlendiği dolayısıyla bağıştan dönme koşullarının var
olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle
bozulmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın davacının murisine aitken ölümünden sonra mirasçılarına intikal
ettiği, mirasçılar tarafından da davalıya bedelsiz olarak devredildiğinin davacının da kabulünde olduğu
hal böyle olunca taşınmazın kişisel mal niteliğini kazandığı vurgulanmak suretiyle direnme kararı
verilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; evlilik birliği içinde edinilen dava konusu
taşınmazın kişisel mal mı yoksa edinilmiş mal mı olduğu, burada varılacak sonuca göre davacının
katılma alacağı talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır
Konunun aydınlatılması açısından edinilmiş mallara katılma rejimi hakkında kısaca bilgi vermekte yarar
bulunmaktadır:
01.01.2002 tarihinden önce yürürlükte olan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’ne göre kural (yasal) mal
rejimi, mal ayrılığı olup, istenilirse mal birliği ve mal ortaklığı rejimlerinden biri de seçilebilmekteydi.
01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda (TMK) ise "edinilmiş
mallara katılma" rejimi yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Anılan mal rejiminde, eşler arasındaki
dayanışmanın bir gereği olarak, evlilik birliği içinde edinmiş mallar üzerinde diğer eşe bir alacak hakkı
tanınmıştır. Öğretide “katılma alacağı” olarak adlandırılan bu alacak "edinilmiş mallara katılma" rejimine
ilişkin bir kavram olup, TMK’nın 218-241 maddelerinde düzenlenmiştir.
TMK ile kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel
mallarını kapsar ( TMK m. 218). Edinilmiş mal, her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek
elde ettiği mal varlığı değerleridir. Kişisel mallar ise TMK’nın 220. maddesinde sayılmıştır. Buna göre;
“1.Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da
herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
3. Manevi tazminat alacakları,
4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.” kanun gereğince kişisel mal sayılırlar.
Öyle ise, eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcında sahip oldukları her türlü mal varlığı
onların kişisel malı kabul edilecektir (4721 sayılı TMK 220/2.madde) .
YARGITAY, HUKUK GENEL KURULU, E. 2017/1613, K. 2019/419, T. 09.04.2019
Eşler arasındaki mal rejiminin ne zaman sonra ereceği de 4721 sayılı TMK’nın 225. maddesinde
düzenlenmiştir. Anılan maddenin 2.fıkrasında, mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona
erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejiminin dava tarihinden
geçerli olmak üzere sona ereceği belirtilmiştir.
Yasal mal rejiminin tasfiyesi sırasında, alacağa ilişkin olarak iki taleple karşılaşılabilir. İlki katılma alacağı,
diğeri ise değer artış payı alacağıdır.
Katılma alacağına ilişkin talepte mahkemece yapılacak iş eklemeden ve denkleştirmeden elde edilen
miktarlarda dahil olmak üzere edinilmiş malların toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar
çıkarıldıktan sonra, varsa kalan miktarın yarısının davacı eşe verilmesidir.(4721 s.TMK madde 231)
TMK’nın 229. maddesinde ise edinilmiş mallara eklenecek değerler düzenlenmiştir. Buna göre;
“1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan
hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,
2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler.
Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar
edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.”
Gelinen bu aşamada uyuşmazlığın çözümü için “bağış” kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir:
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda; bağışlama sözleşmesi, “bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak
üzere, mal varlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşme”
olarak tanımlanmıştır (m.285/1). Öğretide de; “Bağışlama, bağışlayanın bir karşılık (ivaz) almaksızın,
bağışlananın malvarlığında bir artış sağlamak amacıyla mal varlığından belirli değerleri ona vermeyi
üstlenmesi ya da vermesi yoluyla bu iki kişi arasında yapılan sözleşme” olarak tanımlanmaktadır
(Aydoğdu, M./Kahveci, N.: Türk Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, İzmir 2013, s.344).
Bağışlamanın unsurları öğretide çeşitli şekillerde ortaya konulsa da, somut uyuşmazlık açısından “causa
donandi” unsuru önemlidir. Causa donandi ilkesi yani kazandırmanın bağışlama sebebiyle yapılmış
olması; bağışlayanın bağışlanana kazandırmayı bir ivaz (karşılık) almaksızın, onu zenginleştirme
amacıyla yapmasını ifade eder (Yavuz, C.: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 2002, s.222).
Bu nedenledir ki, bir kısım kazandırmalar, bağışa benzese de salt kazandırmanın bağışlama amacıyla
yapılmaması nedeniyle bağışlama olarak nitelendirilemez. Esasen bu nitelikteki kimi kazandırmalar
Türk Borçlar Kanunu’nda örnekleme yoluyla sayılmıştır. Buna göre; “Henüz edinilmemiş olan bir haktan
feragat etmek veya bir mirası reddetmek, bağışlama değildir. Ahlâki bir ödevin yerine getirilmesi de
bağışlama sayılmaz” (Türk Borçlar Kanunu m. 285/2-3). Bu gibi kazandırmalarda amaç bağışlama
değildir. Sözgelimi “ahlaki bir görevin yerine getirilmesi”, “eksik bir borcun ödenmesi”nde bağışlama
(causa donadi) değil, ifa (causa solvendi) amacı güdülmektedir (Yavuz, s. 222-223).
YARGITAY, HUKUK GENEL KURULU, E. 2017/1613, K. 2019/419, T. 09.04.2019
Bağışlamanın açıklanan bu öğesi nazara alındığında öğretide, bir eşin diğer eşe ait bir mal varlığına
yaptığı katkının açıklanan kapsamda bağışlama olmayacağı kabul edilmektedir (Gümüş, M.A: 6098
sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C. I, İstanbul 2013, s.205; Zeytin, Z.:
Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, Ankara 2008, s.144).
Somut olayda mahkemece davacı tarafından taşınmazın davalıya bedelsiz olarak devredildiği şeklindeki
açıklaması bağış iradesi kabul edilmesi doğru değildir. Az yukarıda da ifade edildiği üzere evlilik
birliğinin ömür boyu süreceği inancının hakim olduğu düşüncesiyle ortak yaşamı ve ailenin geleceğini
güvence altına almak, daha rahat yaşam sağlamak amacıyla beraberlikten doğan dayanışma ile
karşılıklı güvene dayanarak, örf ve adete uygun olarak eşlerin birlikte yatırım yapmalarının bağış olarak
değerlendirilmeyeceği kuşkusuzdur. Zira eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Gelecekte
aile üyelerinin yararlanacakları beklentisiyle birlikte malvarlığı edinme çabaları, eşlerden birinin sebepsiz
zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır.
Tasfiyeye konu taşınmaz, davalı tarafından edinildiği tarih itibariyle edinilmiş mal niteliğinde olup aksi
davalı tarafça TMK’nın 6. ve 222. maddeleri uyarınca kanıtlanamadığına göre mahkemece davacının
değer artış payı ve katılma alacağına yönelik istekleri bakımından bozma kararında belirtilen şekilde
araştırma yapılarak tasfiyeye konu taşınmaz yönünden bozmadan sonra verilecek karar tarihi itibariyle
sürüm (rayiç) değeri belirlenerek davacı lehine katılma alacağına hükmedilmelidir.
Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma
kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma
kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında
açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesi
atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429’uncu maddesi
gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un
440’ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak
üzere 09.04.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak ve bilgilendirme: Bu karar metni, kamuya açık Yargıtay içtihadı olup yalnızca hukuki bilgilendirme amacıyla yayımlanmıştır. Karar metnindeki taraf bilgileri ilgili resmî yayında anonimleştirilmiştir. Her uyuşmazlığın kendine özgü koşulları bulunur; somut dosyanız için bir avukata danışmanızı öneririz. Görüşmeler Avukatlık Kanunu m. 36 gereği gizlidir.
Boşanma ve Aile Hukuku Alanında Diğer Emsal Kararlar
- Yargıtay 2. HD · E. 2016/15771, K. 2017/1737 — Ortak Velayet
- Yargıtay 2. HD · E. 2022/10661, K. 2023/1557 — Velayet
- Yargıtay 2. HD · E. 2022/11495, K. 2023/2440 — Kusur & Tazminat
- Yargıtay 2. HD · E. 2022/6157, K. 2023/2245 — Tazminat Miktari
Benzer bir hukuki süreçle mi karşı karşıyasınız?
Bu karar yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; her dosyanın kendine özgü koşulları vardır. Sürecin nasıl işlediği hakkında genel bilgi için Boşanma ve Aile Hukuku sayfamızı inceleyebilir veya bizimle iletişime geçebilirsiniz.
İletişim Boşanma ve Aile Hukuku