0552 613 87 93info@dengeavukatlik.com Fikirtepe Mah. Kadıköy / İstanbul

Yargıtay 3. HD · E. 2024/2162, K. 2025/1184

Konu: Menfi Tespit — Hukuki Yarar · Karar Tarihi: 26.02.2025

← İcra ve İflas Hukuku emsal kararlarına dön

Bu karara atıf yapılan sayfa: İcra ve İflas Hukuku

Karardan çıkan ilke: Borçlu itirazla takibi durdurmuşsa menfi tespit davası açmakta ancak ciddi bir tehdidi ispatlarsa hukuki yararı kabul edilir.

Kararın Tam Metni

Daire: 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2024/2162 Karar No: 2025/1184 Karar Tarihi: 26.02.2025 3. Hukuk Dairesi 2024/2162 E., 2025/1184 K. MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI: 2024/489 E., 2024/579 K. İLK DERE4E MAHKEMESİ: İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI: 2023/50 E., 2023/369 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, miktar itibariyle duruşma sınırının altında kaldığı anlaşılmakla, duruşma isteminin reddine ve incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalının müvekkili aleyhinde 25.04.2023 tarihinde 536.863,01 TL'lik asıl alacak açıklamasıyla ilamsız icra takibi başlattığını, müvekkiline yapılan tebligatların iade dönmesi sonrasında Mernis adresine çıkarılan tebligat sonucu takibin kesinleştiğini ve buna istinaden haciz işlemi uygulandığını, müvekkilinin icra takibini öğrenmesi sonrasında takibe itiraz ettiğini ve tebligatın usulsüz yapılması nedeniyle takibin 21.01.2022 tarihinde icra müdürlüğünce durdurulduğunu, söz konusu ilamsız icra takibinin Mahkeme kararıyla tebliğ tarihinin 07.11.2019 olarak tespit edildiğini ve 10.11.2019 tarihinde yapılan borca itirazla takibinin durdurulduğunu, davalının müvekkili hakkında asılsız alacak için icra takibi başlattığını, icra takibinin ödeme emri ekinde takibin dayanağı olarak gösterilmiş herhangi bir evrakın da bulunmadığını, müvekkilinin alacaklıyı tanımadığını, herhangi bir ticari ya da farklı bir alım satım gibi bir ilişkisinin bulunmadığını, ancak davalı tarafın hiçbir dayanağı olmaksızın müvekkili aleyhinde yüksek meblağlı icra takibi başlattığını, yine davalının sunduğu avukat görüşme tutanağında asıl borçlunun müvekkilinin oğlu olan dava dışı ... olduğunu ikrar ettiğini, ancak ...'in gayrımenkullerinin annesi olan müvekkili adına tescilli olduğunu belirttiklerini, davalının müvekkili ve müvekkilinin oğlu ... hakkında sıralı şekilde icra takibi başlattığını, müvekkili aleyhinde başlatılan icra takibinin itiraz sebebi ile durdurulmasının davalı tarafa tebliğ tarihi 26.01.2022 olup bu tebliğ tarihinden itibaren davalının itirazın iptali davası açması için hak düşürücü süre olan 1 yıllık sürenin dolduğunu, müvekkilinin kredi çekmek için bankalara başvurduğunda bu icra dosyasının engel olduğunu ve müvekkilinin kredi kullanamadığını ileri sürerek; müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. 4EVAP Davalı vekili; davaya konu borç ilişkisinin 2019/18248 Esas sayılı icra dosyasından kaynaklandığını, bu icra dosyasında davacı borçluya ödeme emrinin 07.11.2019 tarihinde tebliğ edildiğini, borçlu davacı tarafından 10.11.2019 tarihinde borca itiraz edildiğini, icra dosyasında görüleceği üzere 13.01.2022 tarihinde icra müdürü tarafından icranın durdurulmasına karar verildiğini, vaki itiraz ve icranın durdurulmasına ilişkin icra müdürlüğü kararının borçluya 21.01.2022 tarihinde e-tebliğ edildiğini ve 23.01.2022 tarihinde mevzuat gereği belirlenen süre sonunda otomatik olarak okundu sayıldığını, bu durumda borçlunun itirazının iptalini isteyebilecekleri bir yıllık sürenin 26.01.2022 tarihinde başlamış olup 26.01.2023 tarihinde bu sürenin sona erdiğini, bu tarihten sonra davaya konu takip için itirazın iptali istenemeyeceğinden davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERE4E MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 2019/18247 Esas sayılı icra dosyası karara bağlanmadan 2019/18248 Esas sayılı icra dosyası ile yeniden takip yapıldığı, 2019/18247 Esas sayılı icra dosyasının aynı alacak için mükerrer olduğu, davalı alacaklı vekili tarafından başlatılan ilk takip derdest iken birden fazla takibin başlatılmasında korunmaya değer hukuki yararı bulunmadığı, geçerli derdest bir takip varken aynı konuda ikinci bir takip açılmasının mükerrer takip niteliğinde olduğu gerekçesiyle; davanın kabulü ile davacının 2019/18248 Esas sayılı icra dosyasına borçlu olmadıklarının tespiti ile davacı yönünden takibin iptaline, takip tutarının %20'si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarı tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 2019/18248 Esas sayılı icra dosyasında alacaklı davalı tarafından borçlu davacı aleyhine toplam 536.863,01 TL bedelli icra takibi başlatıldığı, borçlu davacı tarafından borca ve takibe itiraz edildiği, icra dairesi tarafından da süresinde yapılan itiraz üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği, 2019/18247 Esas sayılı icra dosyasında ise alacaklı davalı tarafından davacının oğlu olan borçlu ... aleyhine toplam 536.986,30 TL bedelli aynı borç nedenine dayalı icra takibi başlatıldığı ve takibin devam ettiği, eldeki davanın menfi tespit talebiyle açıldığı, davaya konu 2019/18248 Esas sayılı icra dosyasında borçlu olarak gösterilen davacı tarafından icra takibine itiraz edildiği, itiraz dilekçesinin 26.01.2022 tarihinde alacaklıya tebliğ edildiği, alacaklının 2004 sayılı ve İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67. maddesinde düzenlenen itirazın iptali davası açma süresi olan 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, davacı aleyhine icra takibine istinaden itirazın iptali davası açılmadığı, dolayısıyla davacının anılan takibe ilişkin borçlu olmadığının tespitini talep etmekte hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle; davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın hukuki yarar bulunmadığından usulden reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; müvekkilinin icra dosyasında iddia edilmiş olan borç ilişkisinde taraf olmadığının ve aynı zamanda da borçlu sıfatına sahip olmadığının tespitine karar verilmesinde hukuki yararının bulunduğunu, 2004 sayılı sayılı Kanun'un 67/4 maddesinde itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etme hakkının saklı olduğunun belirtildiğini, müvekkilin dava tehdidi altında olmaya devam ettiğini, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilen İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin hukuki yarar yokluğundan verilen ret kararının hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; davacının hakkında başlatılan icra takibi nedeniyle menfi tespit istemine ilişkindir. 1.01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114. maddesinde hukuki yarar dava şartı olarak kabul edilmiştir. Hakkı ihlal edilen bir kişi davacı olarak mahkemeye başvurup hukuki korunma talep edebilir. Ancak davacının hukuki korunma talep edebilmesi için, korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Davacının dava hakkına sahip bulunması, mahkemeden hukuki koruma isteyebilmesi için yeterli değildir. Dava açan kişinin ayrıca dava açmakta hukuki bir yararı bulunmalıdır. Kural olarak inşai davalarda ve eda davalarında hukuki yararın bulunduğu varsayılır. Davacı bu tür davalarda hukuki yararının bulunduğunu bildirmek ve ispat etmekle yükümlü değildir.Ancak şüphe halinde hukuki yararın mevcut olup olmadığı inceleme konusu yapılır. Tespit davalarında bu arada menfi tespit davasında davacının davanın açılmasında hukuki yararı bulunmalıdır. Davacı menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğunu bildirmeli, açıklamalı ve gerekirse ispat etmelidir. Tespit davaları bir hakkın veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının ya da bir belgenin sahte olup olmadığının tespitine ilişkin davalardır. Bu davalar -genel olarak- ...nun 106. maddesinde düzenlenmiştir. Ancak çeşitli kanunlarda -özel olarak- düzenlenen tespit davaları da mevcuttur. Bazı kanunlarda özel olarak düzenlenen “menfi (olumsuz) tespit davaları” mevcut olup , İİK.nun 72 ve 89. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir . Bu düzenlemelere göre menfi (olumsuz) tespit davaları, “borçlunun, hakkında yapılan icra takibinden önce veya sonra, hukuki yararı bulunan durumlarda maddi hukuk bakımından borçlu olmadığının tespiti için açtığı bir dava” olarak tanımlanabilir. Bu dava, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığının ispatı maksadıyla açılabilmektedir. Borçlunun icra takibinden önce veya takip sırasında bu davayı açabilmesi, ancak korunmaya değer bir hukuki yararının mevcut olmasına bağlıdır (...m.106/2) Borçlu icra takibinden önce menfi tespit davası açılabileceği gibi icra takibinden sonra da bu davayı açabilecektir. 2004 sayılı Kanun'un 72/3 maddesinde bu olasılık düzenlenmiştir. Böyle bir ayrım yapılmasının en önemli nedeni, açılacak menfi tespit davasında davacı borçlunun icra takibini ihtiyati tedbir yoluyla durdurabilip durdurmayacağıdır. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında davacı borçlu devam eden takibi ihtiyati tedbirle durduramamakta sadece %15 teminat ödeyerek icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmesini ihtiyati tedbirle önleyebilmektedir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında hukuki yararın belirlenmesi icra takibinden önce açılan menfi tespit davasına göre daha kolaydır. Ancak ödeme emrine itiraz süresi içinde açılacak menfi tespit davası ile ilamsız icra takibinin itirazla durdurulmasından sonra açılacak menfi tespit davasında, hukuki yararın mevcut olup olmadığını tespit etmek ise zordur. Genel olarak menfi tespit davası ; alacaklı olduğunu iddia eden tarafın borçlu taraftan olan bir eda talebi üzerine ortaya çıkan uyuşmazlıkta borçlu tarafın özellikle de davalı alacaklının kendisinden haksız olarak talebe konu edim yükümlülüğünden kurtulmak için başvurulan bir dava türü olarak karşımıza çıkar. Bu açılan menfi tespit davası sonunda davalı alacaklının davacı borçludan yaptığı bir ifa talebi üzerine ortaya çıkan uyuşmazlık borçlu talebiyle mahkeme önüne dava olarak getirilmek suretiyle çözüme kavuşturulmuş olur. Aksi takdirde alacaklı olduğunu iddia eden tarafın bu talebini mahkeme önüne getirmeyi uzun süre geciktirdiğinde borçlunun durumunda ileriye dönük bir belirsizlik ortaya çıkabileceği gibi var olan delillerin zaman içinde kaybolmasıyla borçlu için ispat güçlüğünün ortaya çıkması da mümkündür. Alacak iddiasının ilamsız icra takibi olarak ortaya çıkması ve buna itiraz üzerine duran bu icra takibinde itirazın iptali davası veya alacak davası ile borçlunun ileride muhtemel olarak muhatap kılınması mümkün olup bu alacak iddiasıyla ileride karşılaşmak , rahatsız edilmek istemeyen borçlunun icra takibiyle alacaklı olduğunu iddia edene karşı borçlu olmadığının tespiti davasını her zaman açmakta hukuki yararının olduğu kabul edilmelidir. Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz bir kimsenin (borçlunun), gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı davada davacının hukuki yararı vardır. Kaldı ki borçlunun hakkında yapılan ilamsız icra takibinin borçlu itirazıyla durması hali bile borçluyu “borç tehdit”i altında tuttuğundan dolayı borçlunun menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu kabul edilmelidir. (YHGK. 07.12.2011 T. 13-576/747) Somut olayda; her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, davalının 1 yıllık hak düşürücü sürede itirazın iptali davası açmadığından bahisle davacının eldeki menfi tespit davasını açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçe gösterilerek, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmişse de, davalı alacaklının 2004 sayılı Kanunun 67/4 maddesi uyarınca umumi hükümler dairesinde alacağını eda davası niteliği ile alacak davası olarak dava edebilmesi her zaman mümkün olup borçlunun bu dava tehdidinden bir an önce açacağı menfi tespit davasıyla kurtulmak istemesinde hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir. Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 4.Bozma nedenine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1. Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, 2.Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,26.02.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, davacının daha önce itirazı ile durmuş icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, davacının durmuş bir icra takibi nedeniyle menfi tespit davası açmada hukuki yararı bulunup bulunmadığı noktasındadır. Alacaklı ..., borçlu ... aleyhine 536.863,00 TL icra takibi başlatmış, borcun sebebi olarak ödenmemiş bakiye alacak olarak göstermiştir. Takibe itiraz edilmesi sonucu 13.1.2022 tarihinde icra müdürlüğü tarafından takibin durmasına karar verilmiştir. Taraflar durma kararını 23.1.2022 tarihinde öğrenmiştir. Eldeki dava 08.02.2023 tarihinde açılmıştır. Daire çoğunluk görüşünde, ilamsız icra takibinin itirazla durdurulmasından sonra açılacak menfi tespit davasında hukuki yararın mevcut olup olmadığının tespitinin zor olduğu belirtildikten sonra alacaklının İİK 67/5 maddesi kapsamında alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmesinin mümkün bulunduğundan hukuki yararı olduğu yönündedir. “İİK. 72. maddesi uyarınca borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığının ispat için menfi tespit davası açılabilir”. Uygulamada bunun ilk şartı olarak ödeme emrine itiraz edilmemesi suretiyle takibin kesinleşmiş olması aranmaktadır. Şu var ki, bu kuralın istisnası olarak bilimsel öğretiye göre, alacaklının eline İİK. 68’de yazılı itirazın kesin kaldırılmasını sağlayacak nitelikte bir belge yoksa borçlunun menfi tespit davası açmakta korunmaya değer ve güncel bir hukuksal yararı yoktur. Çünkü borçlu, alacaklının kendisine karşı yapacağı ilamsız takipte ödeme emrine itiraz etmek suretiyle takibi durdurabilir. Elinde İİK. 68’de yazılı belge bulunmayan alacaklı itirazın iptali davası açabilir ve borçlu da bu davaya karşı vereceği cevap layihasında borçlu olmadığı savunmasını ileri sürebilir. (Bkz. Sıtkı Akyazan, İcra ve İflas Kanunundaki Yeni ve Değişik Hükümleri Üzerinde İnceleme ve Açıklamalar, Ank.1965, s.61; Postacıoğlu, İlhan. İcra Hukuku Esasları 4. baskı, İst.1982 s. 257, dip not:23; Uyar Talih. İcra Hukukunda Olumsuz Tespit ve Geri Alma Davaları, 2. baskı, s. 6; Kuru, Baki Menfi Tespit ve İstirdat Davası, Ank, 2003, s. 26, 27). (Yrg. 19. HD 2013/4329 E, 2013/7144 K.) Dairemizin bir kararında “… Somut olayda, aleyhine ilamsız icra takibi başlatılan davacının ödeme emrine süresinde itirazı ile takip durduğuna göre bu davayı açmakta hukuki yarar bulunup bulunmadığı incelenmeden sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir.” (3. H.D. 06.04.2006, 1745/3747) Borçlu icra takibini itirazla durdurmasına rağmen bir hakkının veya hukuki durumun ciddi tehdit altında bulunduğunu ispat ederse ayrıca menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğu kabul edilebilir. Bu durumda borçlunun kendisi için söz konusu olan tehlike ve belirsizliğin ortaya çıkaracağı zararın ancak menfi tespit davası ile giderilebileceğini kanıtlamalıdır. (Pekcanıtez, Hakan/Atalay Oğuz /Özkan, Muhammet. Medeni Usul Hukuku 6B, Ankara 2007. s. 226; Hanağası, Emel. Davada Menfaat, Ankara 2009, s.314.) Somut olayda davacı hakkında ilamsız icra takibi yapılmış, borcun sebebi gösterilmemiş, İİK madde 68’deki belgelere dayanılmamıştır. Takip, itirazın iptali ile durmuş ve bir yıllık hak düşürücü sürede de alacaklı tarafından itirazın iptali davası açılmamıştır. Bu nedenle ortada mevcut bir icra takibi ve tehdidi kalmamıştır. Alacaklının zamanaşımı süresi içerisinde genel hükümlere göre alacak davası açması mümkün ise de borçlunun yine burada haklarını savunması mümkündür. Davacının itirazla durdurduğu ve akabinde ortadan kalkan icra takibi nedeniyle menfi tespit davası açabilmesi için hukuki durumun ciddi tehdit altında bulunduğunu ispat etmesi gerekir. Aksi takdirde borçlunun zamanaşımı süresi içerisinde her zaman menfi tespit davası açabileceğinin hatta zamanaşımı dolduktan sonra bile alacağın zamanaşımına uğradığı yönünde tespit davası açılabileceğinin kabulü gerekir. Ya da bu davalar karşı taraftan yargılama gideri talep edilmesine yönelik olacaktır. İcra takibinin İİK 68. maddedeki belgelere dayanmadığı, icra takibinin ortadan kalktığı, alacaklının uzun bir süre takip ve dava yoluna gitmediği, eldeki davada da alacak iddiasında bulunmadığı, davacının ciddi bir takip tehdidi altında olmadığı, dolayısıyla menfi tespit davası açmada hukuki yararının bulunmadığı, BAM kararının onanması düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Kaynak ve bilgilendirme: Bu karar metni, kamuya açık Yargıtay içtihadı olup yalnızca hukuki bilgilendirme amacıyla yayımlanmıştır. Karar metnindeki taraf bilgileri ilgili resmî yayında anonimleştirilmiştir. Her uyuşmazlığın kendine özgü koşulları bulunur; somut dosyanız için bir avukata danışmanızı öneririz. Görüşmeler Avukatlık Kanunu m. 36 gereği gizlidir.

İcra ve İflas Hukuku Alanında Diğer Emsal Kararlar

Benzer bir hukuki süreçle mi karşı karşıyasınız?

Bu karar yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; her dosyanın kendine özgü koşulları vardır. Sürecin nasıl işlediği hakkında genel bilgi için İcra ve İflas Hukuku sayfamızı inceleyebilir veya bizimle iletişime geçebilirsiniz.

İletişim   İcra ve İflas Hukuku